Fitre ve Zekât Kazancı ve Kalbi Tezkiye Eder

Muhterem Mü’minler!

Yüce dinimiz İslam, insanlar arasında karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma gibi insan hayatını düzenleyen birçok esaslar getirmiştir. Zira dinimizin en temel gayelerinden bir tanesi de mutlu ve huzurlu bir toplum oluşturmaktır. Toplumsal barışın oluşmasında da zekât ve sadaka-i fıtır gibi mali ibadetlerin katkısı şüphesiz büyüktür.

Değerli Mü’minler!

Yüce dinimiz İslam, bizi birbirimize kardeş kılmıştır. Niketim pek çok ayet-i kerime ve hadis-i şerifte; ´´müminlerin kardeş oldukları, birbirlerini yardımsız bırakamayacakları, ihtiyaç durumunda birbirlerine el uzatmaları gerektiği´´[1]  ifade edilmiştir.

Kıymetli Kardeşlerim!

Zekât ve fitre, İslam’da yardımlaşmanın en önemli yoludur. Ayrıca maddi ve manevi hastalıklara karşı da birer ilaç gibidir. Bu ibadetleri yerine getirenlerin hem mallarında hem de kalplerinde bir arınma ve bereket meydana gelir. Mü’minler bu ibadetlerle Yüce Allah’ın rızasını kazanır, manevi mükâfatlara ulaşır, kötülüklerden korunmuş olur. Bu ibadetler, kişiyi mal ve servet sevgisine karşı aşırı düşkünlük, hırs,  cimrilik, bencillik, kibir gibi kalbi hastalıklardan arındırırken, kalpte şefkat, merhamet, hayırseverlik, başkasını düşünmek gibi ulvi duyguların uyanmasına ve yerleşmesine vesile olur.

Aziz Mü’minler!

Kur’an bizden infak ruhuna ve paylaşım ahlakına sahip mü’minler olmamızı ister; mü’minin sadece kendisi için yaşamasını hoş görmez. Bu anlamda varlıklı olan Müslümanlar, toplumumuzdaki ihtiyaç sahiplerini gözetmeli, onlara yardım elini uzatma gayretinde olmalıdır. Zira zekât ve fitre,  sadece zenginden fakire bir mal ve gelir transferi değil, bilakis sevgi, saygı ve güven akışıdır aynı zamanda.

Kıymetli Kardeşlerim!

İnsanların bu dünyada sahip oldukları servet ve diğer nimetlerin asıl sahibi Allah’tır. Bu sebeple malın ve servetin nereden geldiğini ve gerçekte kime ait olduğunu unutmamak gerekir. O halde geliniz, helal kazancımızın peşinden koşarken, fakirin hakkı olan, malın temizleyicisi ve bereketi olan zekât ve fitrelerimizi zamanı geldiğinde vermekten asla kaçınmayalım. Zekât vermeyenlerin Allah’ın rahmet ve bereketinden mahrum kalacaklarını bilelim. Zekâtımızı belirlenen yerlere ulaştırırken, insanları incitmemeye, onurlarını rencide etmemeye gayret edelim.

Aziz Mü’minler!

Bir hususa temas etmek istiyorum: Geçen senenin Ramazan ayı içinde bağışladığınız fitre ve zekâtlarınız, hamdolsun, yıl içerisinde geleceğimizin teminatı olan çok sayıda öğrencimizin eğitim hayatına adeta cansuyu olmuştur.

Bu meyanda, fitre ve zekâtlarınızla Uluslararası İlahiyat Programı desteklenmiş, 1500 genç öğrencimiz Eğitim Umresi kapsamında Mekke ve Medine’ye götürülmüş, Değerler Eğitimi ve muhtelif burs programlarımız ile millet varlığımızın teminatı olan öğrencilerimiz tarihsel kökleri ve değerleri ile buluşturulmuştur.

DİTİB teşkilatı olarak, bu Ramazan ve her zaman yine öğrencilerimizin eğitimlerine sarf edilmek üzere, fitre ve zekât bağışlarınıza talip olduğumuzu hatırlatır, hayır ve hasenatımızın kabulünü Yüce Rabbimizden niyaz ederiz.

Hutbemi başta okuduğum âyet-i kerîmenin meâli ile bitirmek istiyorum: “Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.”[2]

 

Nafi UYSAL
DİTİB Edingen Selimhan Camii Din Görevlisi

[1] Buhârî, Mezâlim, 3; Buhârî, Edeb, 27.
[2] Bakara, 2: 277.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir