Yavrularımız

Yavrularımız bize Rabbimizin birer emanetidir. Bir nevi bizim meyvelerimizdir. Onlara karşı sevgi duymayı bizzat yaradan içimize proğramlamıştır. Bir gün camide namazdan sonra tesbihat çekiyoruz. Cemeatımdan birisi yanında getirdiği oğlunu eğildi öptü. Oğluda on yaşlarında şefkatle, merhametle bir bakışı vardı ki tarifi imkansız. Babaya o rahmeti veren Allah’tır. Bizde Allah’ımızın Rahmetiyle cennete gireceğiz.

Yavrunun ağlaması annenin içini burkar. Hastalanması anneyi babayı hastalandırır. Müezzin arkadaşım vardı, çocukları hastalanmıştı. O doktor, bu doktor hastalık bir kaç gün sürdü. Yerinde duramayan çocuk ayağa kalkacak derman bulamıyordu. Bir yatsı namazı sonrası evlerine ziyarete gittik. Geçmiş olsun, Allah şifalar versin demeye. Anne Baba çocuklarının yüzüne bakamıyorlar, iplik iplik ağlıyorlardı. Çaresizlik ne acı şeydi. Sonra iyi oldu. Hani deriz ya, turp gibi. İşte o ağlamalar anne babanın günahlarını gazel yaprağı gibi döküyor. Nice günahlar vardır ki çocuklara olan düşkünlük, onları helal lokma ile besleme telaşı affettirir.

Annem derdi ki “oğlum ata olda, ata kıymeti bil.” Bazı şeyler tatmadan bilinmiyor. Yavrularımız elin birisi olsun diye gece gündüz çalışırız. Mürüvvetlerini görmek isteriz. Her şeyden önce acılarını duymak/görmek istemeyiz. En çok yanlışıda onları başkalarının çocuklarıyla kıyaslayarak yaparız. Onlar bizim çocuklarımız, bizim kısmetimiz.

Rabbimizin siparişine razı olsak imanında tadını alacağız.

Biz perdenin arkasını merak ediyoruz. Bırak, sen üzerine düşen görevleri yap.
Onları helal lokmayla besliyormusun? Güzel bir isim koydun mu? İlk kelimelerini, hecelemelerini Allah dedirdin mi? Yedi yaşında namazı emrettin mi? On yaşlalarında odalarını ayırdın mı? Çocuklarına akika kurbanlarını kestin mi? Müstehab da olsa. Onlara dini bilgilerini öğrettin mi? Her şeyden önce Kerim kitabımızı öğrettin mi? Vatanına, bayrağına, devletine bağlı evlatlar yetiştirdinse korkma….

Bundan sonrada onlar bizim gözümüzde hiç büyümezler. Biz ölünceye kadar onlar hep çocuk kalacak. Biz nasıl anamızın babamızın yanında çocuksak.
Onları sevindirmek, onlarla çocuklaşmak lazım. “Küçük çocuğu olan onun hatırı için çocuklaşsın” buyuran peygamberimizdir. Erkek çocuklar babalarına, kız çocukları annelerine sarılmak isterler. Akşama kadar çocuklarla sokakta oynarlar. Yinede evde babasıyla güreş tutuşmak ister. Rahmet peygamberi torunlarını sırtına bindirirdi. Mescite gelirken sırtında getirirdi. Bir gün hutbe irat ederken içeri düşe kalka giren torunlarını, dünya ve ahiret seyyitlerini minberden indi kucağına aldı ve hutbesini öyle tamamladı. “Ben bunları çok seviyorum sizde sevin” buyururdu.
Çocuk sevildiğini anlar. Zengin birisi çocuğunu her gün lüks arabasıyla okula getirip götürüyor. Bir gün bisikletin arkasına çocuğunu bindiren bir baba görür. Çocukta sıkı sıkı babasının belinden kavramış, sohbet ede ede gidiyorlar. O kadar varlığın içerisinde ki çocuk iç geçirir. Keşke bizde fakir olsakta babama böyle sarılabilsem. -Çocuk harçlıklarını biriktirir… ve babasına sorar…. Baba sen günde kaç lira kazanıyorsun? Babası bir şeyler söyler. Çocuk der ki, bu gün ben o parayı sana vereceğim, fakat akşama kadar benimle oynayacaksın.

Çocuklarınızla çocuklaşın buyuran peygamberimiz ne kadar haklı söylemiş. Biz onun sünnetini hayat edinsek, bizde hiç sıkıntı kalırmı?
Rahmet peygamberimiz: “ Bir anne babanın evlatlarına bırakabileceği en güzel/hayırlı miras güzel terbiyedir.” Senin arkandan rahmet okuyacak nesiller bırakmak marifettir. Biz onlara “Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz.” İlahi buyruğuna kulak vererek , kol kanat germeliyiz. Emanetleri sahibine sahibimizin istediği gibi vermeye çalışalım. Onları salih evlatlar olarak yetiştirdiğimizde, öldükten sonrada amel defterimize sevaplar yazılmaya devam edecek. Ne karlı bir yatırım. Vatan bekleyende evlat. Eşkiya kovalayanda evlat. Dağlıcada askerine Allah’ımızı anlatan şehit Yarbayda evlat. Onlara pusu kuran, mayın döşeyende evlat.
Bir halk deyişi uygun düştü,
Bak oğul, deh deyince gidiyorsa at, bir bardak su veriyorsa avrat/hanım, birde hayırlıysa evlat, düğüne gitmeye ne gerek var.. Düğün senin evinde gir oyna çık oyna!!…

Ammaa…
Deh deyince gitmiyorsa at, bir bardak su vermiyorsa avrat/hanım, birde hayırsızsa evlat, cenazeye gitmene ne gerek, cenaze senin evinde gir ağla çık ağla!!……

Mustafa ÇELİK

Ditib Sennestadt
Beyazıt Cami

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir